Dil, yani konuşup yazma konusu, elbette insanın “kendini” ifade etmesinin en önemli aracıdır. Kültürün başlangıç noktasıdır. Duyguları ve düşünceleri aktarmanın vazgeçilmez yoludur.
Ancak dilin değişik kullanım biçimleri bulunur. Örneğin edebiyat dili, mizah dili veya bürokrasi dili gibi, bir de “reklam dili” vardır.
Reklam dili dersi veren önemli eğitmenlerden sevgili Şahin Tekgündüz’ün kulakları çınlasın; reklamdaki dilin, başka alanlardan tamamen farklı “danslarla” kullanılması bile söz konusudur. Çünkü “tüketiciyi etkilemek” için, bir dilin imla ve diksiyon kurallarıyla “oynamak”, mübahtır.
Tabii ki dilin kurallarına uymak, yazan çizen herkesin boynunun borcu. Ama bazen dille oynamak, yani kelimeleri eğip bükerek espri yaratmak ve dikkat çekmek de şarttır. Özellikle reklamcılıkta.
Bu konuda kendimden bir örnek de vermek istiyorum: Yıllar evvel Arızalı Erkekler adındaki mizah kitabım çıktığında; dilimizin konu edildiği bir TV programına konuk olmuştum. Benimle birlikte “dilci” olarak bilinen başka eğitmenler de vardı programda. Ve onlardan biri bana dönüp “İnsan arızalı olmaz, makine arızalı olur” demişti dümdüz bir mantıkla. Bense kendimi tutamayarak gülmüş ve “Bütün dünyada olduğu gibi, bazen dille oynanır ve bu da dili zenginleştirir” demiştim.
Zaten malumunuz, artık insan için de arızalı kelimesi kullanılıyor ve böylece dilimize bir “hediye” vermiş oldum. Öyle ki, yeni vizyona giren yabancı bir filmin adını bile “Arızalı Sevgililer” olarak tercüme etmişler.
Reklamcılıkta da dille oynandığından dolayı “yurdum insanı” veya “tamamen duygusal” gibi bazı reklam lafları dilimize yerleşmiş durumda.
***
Sigorta reklamlarında da dille güzel ve kalıcı oynamalar yapılıyor doğrusu.
Benim favorim “Benim annem hem doktor, hem aşçı, hem ayakkabıcı bağlayıcı, hem dondurma alıcı....” diye, kadının evdeki bütün görevlerini heyecanla sıralayan küçük kızın oynadığı sigorta reklamı. Sadece çocuklardan değil, büyüklerden de reklamdaki espriyi duyar oldum ve işte böylece o reklam amacına ulaşmıştır.
Hırsız evi soyarken “Bize bir şey olmaz ama hırsız gelse ben onu mahvederim” şeklinde kasılarak konuşan aile babasının oynadığı sigorta reklamı, yine çok başarılı. Babası hava atarken, bir ona bir hırsıza bakarak gülüp duran sevimli bebek ise, uzun zaman akıllarda kalacak türden ve reklam evlerde konuşulur oldu.
Ve yine bu ilgiyle bu reklam da amacına ulaşmıştır. Hem de reklamın bazılarınca “abartılı” görülmesine karşın. Oysa pek abartılı da değil aslında. Zira gazetemizin yazarlarından sevgili Timuçin Alpay bir yazısında, aynen bu reklamdaki gibi soyulduklarını anlatıyor. Kendileri bahçede ailece güle oynaya otururlarken, becerikli hırsız evi boşaltıp gitmiş.
Üstelik ülkemiz reklamcılığı gerçekten çok gelişmiş durumda. Sadece dili değil, teknolojiyi de çok etkili kullanıyorlar, oyunculuğu da.
Eskiden “iyi” reklam isteyen firmalar Londra’ya New York’a falan giderlerdi, bugün bizim reklamcılar onları hiç aratmıyor. Hatta bence daha iyi işler yapıyorlar yurt dışındaki reklam şirketlerinden. Çünkü doğal olarak bizim reklamcılar Türk halkını daha iyi tanıyorlar.
Bu yüzden de yurt dışında yapılıp bizde çeviri olarak yayınlanan bazı “patırtılı” sigorta reklamları, bence müşteriye uzak kalıyor. İçlerinde “Ne anlamsız” dedirten bile var.
Sonuçta benim tavsiyem, küresel kökenli sigorta şirketlerinin de ülkemizdeki reklamları bizzat bizim reklamcılara havale etmesi, tabii “tercih” edilmek istiyorlarsa.
GÜLER KAZMACI
Kaynak: SİGORTACI GAZETESİ