|
İnsanoğlunu anlamak elbette kolay değildir. Gün geliyor insan kendisini bile anlamıyor ve “Ben bunu nasıl yaptım yahu?” diye şaşıp kalıyor.
Lakin insan türleri içinde öylesine “akıl dışı” olanlar var ki, hiçbir zaman anlamak mümkün değil.
Benim için bu türlerin en anlaşılmaz olanıysa, başka yerlere parayı kum gibi saçarken, “güvence cimrisi” olanlar.
***
Mesela, 90’lı yıllarda, bana bir adamı tanıştırdıktan sonra, kulağıma şöyle fısıldamışlardı:
“Dünya üzerinde kumarda en fazla para kaybeden bir Türk vatandaşıdır ve işte o da, bu adamdır”...
“Adı bende saklı” olan bu işadamı, o vakitler çok büyük işler yapan bir tekstilciydi. Kumarda kaybettiği muazzam paraların yanı sıra, fabrikasını da bir yangında kaybetti o sıralarda. Ve şimdi nerede, ne yapar bilmiyorum...
Ama sakın yangında uğradığı zararın parasını sigorta şirketinden aldığını sanmayın. Zira “kumarda en çok para kaybeden adam” gibi utanç verici bir şana sahip olan bu adam, ayrıca “feci” cimri biliniyordu.
Öyle ki, kumarda bir gecede bir milyon dolar kaybetse, arabasını almaya gittiğinde otopark bekçisine on lira vermeye yanaşmazmış.
Yine bu akıl dışı cimriliğinden dolayı, fabrikasına sigorta da yaptırmamış. “Havaya giden para” dermiş sigorta için, kumarda servet kaybederken. “Fabrikamda gece gündüz adamlarım var, bir sorun olsa anında hallederler” diye de eklermiş. Mantığınız alıyor mu?
Kumara milyon dolarlar gömen bir adamın, hayatının güvencesi adına cimrilik yapmasının, nasıl “klinik” bir açıklaması var acaba?
***
Sanıyordum ki, toplum artık günümüzde daha bir bilinçlendi sigortacılık hakkında. Ve başta anlattığım “akıllara seza” cimrilik biçimi, zaten kolay rastlanır bir durum da değildir...
Lakin daha geçen ay, yine çok tanınmış bir işadamının başına gelen felaketi anlattıklarında, asabiyetle güldüm ve şöyle söylendim:
“İnsanlar ders alsa, tarih tekerrür etmezdi dedikleri misal, insanlar ders alsa güvenceleri konusunda cimrilik de yapmazlardı”...
Zira lüks gece kulüpleri sahibi olan bu işadamı da, İstanbul yakınlarında devasa bir konak yaptırmıştı. Ama o da kumarda cömert, güvencede cimri olan hastalıklı işadamı gibi düşünüp, sigorta yaptırmayı “lüzumsuz masraf” saymış.
Ve kırk, elli odalı olan ve özene bezene yaptırdığı o devasa konak artık “sizlere ömür”, çünkü ani bir yangınla “yandı gitti, kül oldu”...
Daha da “acıklı komik” olan ise şu:
Üç milyon dolar harcadığı konağı, sadece üç saatte yanıp yok olan işadamı “yine” ders almış değil.
Şimdilerde kentin göbeğindeki bir arazisine, yine dev bir konak yaptırma kararı aldı ama yine “Sigorta gereksiz, olacakla öleceğin önüne geçilmez” diye konuşup duruyor. Önceki felaketi hatırlatıp, üzerine giden olursa da, “Bakarız” diye, kestirip atıyor..
Bu bir “akıl” mıdır?
***
Bir başka akıl mantık “arızasını” da benim bir kız arkadaşım yaşıyor bugünlerde. Arkadaşımın babasının İstanbul’da tarihi ve turistik bir oteli var. Bu sene içindeyse, güney sahillerinde beşyıldızlı bir otelin açılışını yaptılar.
Hayır, adamcağız sigortayı gereksiz bulan biri değil ama o da başka türden bir güvence cimrisi. Zira dünya kadar para döktüğü turistik otelin sigortasını “kıymık” kadar yaptırmış.
Kızı babasına o kadar kızıyor ki, konuyu yazacağımı öğrenince, bu dergiyi alıp babasına götüreceğini söyledi.
Keşke işe yarasa ve kendine getirse, her türlü harcamada cömert ama güvence denince cimri olan bütün “iş babalarını”...
GÜLER KAZMACI
Kaynak. sigortacı gazetesi
|